» ACIMAK ROMAN ÖZETİ

Yayınlanma Zamanı: 2013-10-09 12:50:00



KİTABIN ADI : Acımak

KİTABIN YAZARI: Reşat Nuri GÜNTEKİN

YAYIM EVİ ADRESİ: İnkılap Kitap Evi sanayi ve tic. a.ş. Ankara cad. no:95 SİRKECİ 34410 İstanbul

BASIM YILI: 1996

KİTABIN KONUSU: Kitap görevine kendini adamış olan Zehra adlı başöğretmenin trajedik hikayesini anlatıyor.

KİTABIN ANA FİKRİ: Bir kimsenin doğruyu bilmeden veya bildiğini sanarak kesin kararlar almasının ne zor durumlar yaratabileceğidir.

KİTABIN ÖZETİ:

“ Maarif müdürü bir dostunun ricası ile merkezdeki Zehra ismindeki öğretmen için mebus Şerif Halil beyden izin istedi. Zehra zehir gibi çalışan bir kadındı. Maarif müdürü ile mebus, okulları ziyaret edecekti. Önce Zehra’nın okuluna gideceklerdi. Zehra’yı okul kapısında öğrencileri evlerine yollarken üst başlarını düzeltirken gördüler. Bu arada Zehra hakkındada konuşuyorlardı.

Zehra çok acımasız bir kadındı. Yanlış gördüğü her şeye karşı büyük tepkiler gösterirdi. Zehra’nın babası ölüm döşeğinde olduğu için İstanbul’a gitmesi gerekiyordu.

Ama Zehra babasının olmadığını söylüyor istanbula gitmeyi reddediyordu. Daha sonraki günlerde gelen telgrafta babasını çok fenalaştığını Zehra’nın hemen gelmesi gerektiği yazıyordu. Zehra ısrarla daha fazla dayanamayıp İstanbul’a gitmeye karar verdi. Zehra İstanbul’a geldiğinde onu babasının eski arkadaşı Vehbi Efendi karşıladı. Ancak Zehra geç kalmıştı babası o gelmeden ölmüştü. Vehbi Efendinin evine geldiklerinde içeride kadınlar Kuran okuyorlardı. Zehra yorgun olduğu için hemen odasına çekildi. Babasından Zehra’ya sadece bir sandık kalmıştı. Zehra merakla sandığı açtı. İçinden babasının günlüğü çıktı. Zehra babasını çok fena birisi olarak biliyordu. Zehra merakla günlüğü okumaya başladı.

Mürşit Efendi okulunu yeni bitirmişti. Artık kendine ait bir hayatı olacaktı. Mürşit Efendi çok dürüst birisiydi. Daha göreve başlamadan kendi kendine iyi bir memur olacağın dair söz vermişti. İlk tayini Sivas’a çıktı. Arkadaşının yardımıyla yaşlı bir ermeni kadının evinde bir oda tuttu. Mürşit Efendi çok çalışkandı her işe koşturuyordu. Arkadaşlarına yardım etmekten çekinmiyordu. Kısa süre içinde sivrildi.

Günler böyle geçiyordu. Mürşit Efendi artık arkadaşlarından , patronlardan herkesten sıkılmaya başlamıştı. Çünkü herkes Mürşit Efendiye kendi işlerini yaptırmaya çalışıyordu. İleriki günlerde Mürşit Efendi meveddet adında bir bayanla tanıştı. Meveddet’in babası Mürşit Efendinin arkadaşıydı. Ancak kendisi ölünce Mürşit Efendi ile arasında bir yakılaşma oldu. Meveddet’in birde annesi vardı. Mürşit Efendi bu hanımla evlenmeye karar verdi. Kaynanası çok iyi bir kadındı. Gayet iyi geçiniyorlardı. İlerleyen günlerde Meveddet ve annesi İstanbul’a gitmek için Mürşit Efendiye baskı yapmaya başlamışlardı. İstanbul’da yaşamak kolay değildi. Karınlarını zor doyurur duruma gelmişlerdi. Mürşit Efendi yapılan haksızlıklara dayanamayıp devamlı arkadaşları ve müdürü ile tartışıyordu. Bu arada karısı ve kaynanası devamlı kendilerini zengin kadınlarla kıyas edip Mürşit Efendiyi boca sokuyorlardı. Mürşit Efendinin iki tane çocuğu olmuştu. Feriha ile Zehra. Anneleri ve anneanneleri çocukları kendileri gibi yetiştiriyorlardı. Çocuklar babalarına düşman kesilmişlerdi. Babalarından korkar duruma gelmişlerdi.

Melek gibi olan kaynana başka erkekleri eve almaya başlamıştı karısı da komşularıyla buluşup Mürşit Efendiyi aldatmaya başlamıştı ama ortada iki tane çocuk vardı.Feriha ile Zehra. Aile içinde sorunlar iyice artmaya başlamıştı. Ama Mürşit Efendi çocukları için Meveddet’den ayrılamıyordu. Çocukları babalarına düşmanca yetiştiriliyorlardı. Mürşit Efendi çocuklarını çok sevmesine rağmen onları kucağına alıp okşayamıyordu bile. Mürşit Efendi artık kendini iyice içkiye vermişti. Eve geç geliyordu.

Bir gün feriha hastalandı kız verem olmuştu. Sonrada öldü. Artık sadece Zehra kalmıştı. Onu bu kadınların elinden kurtarması lazımdı. Yoksa onu da kendileri gibi yetiştireceklerdi. Mürşit Efendi çok sefil bir halde idi. Vapurda eski arkadaşlarından birini gördü. Oda onu tanımıştı. Gidip Mürşit Efendiye yapabileceği bir şey olup olmadığını sordu. Mürşit Efendinin aklına kızı Zehra geldi. Onu bir okula kaydettirmesi gerekiyordu. Arkadaşının sayesinde Zehrayı yatılı bir okula yazdırmıştı. Artık Zehra kurtulmuştu.”

Zehra bu günlüğü okuduktan sonra babasının cansız bedenine sarılıp ağladı. Çok pişmanlık duymuştu. Zehra artık acımayı öğrenmişti artık onun bir eksiği kalmamıştı.


KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:

ZEHRA: Hissiz bir kadın denemez. Güzel, doğru ve temiz bulduğu şeyleri çok seviyor. Onlar için her fedakarlığı yapabilir. Ama kötülüğe ve çirkinliğe hiç acımıyor. Öğrencilerine karşı çok titiz davranıyor. Hiçbir mazeret kabul etmiyor. Etrafındakilere çok tatlı muamele yapıyor.
Zehra kısa boylu ince ve otuz yaşlarındaydı. Donuk esmeri bir çehresi irice bir burnu, çıkık elmacık kemikleri, kuvvetli bir çenesi vardı. Beyaz dişliydi yalnız iki tanesi ağzını kapadığı zaman üst dudağını hafifce şişirirdi, ince çatık kaşlıydı ve çok çalışkandı.

MÜRŞİT EFENDİ: Okuldan mezun olduktan sonra kendini işine adamış çalışkan gözü fazla yukarılarda olmayan biri. Namuslu, gayet uysal, titiz bir adamdı. Ailesinin mutluluğu için her şeyi göze alabilirdi. Saf kalpli olduğu için hiçbir kötülük düşünemiyordu. Evlendikten sonra karısının ve kaynanasının baskısından dolayı hırsızlık yapmış, kavga etmiş, arkadaşlarıyla arası açılmıştır. Çocuklarını çok sevdiği için artık nefret ettiği karısı ve kaynanasından ayrılamıyordu.

ANNESİ ( MEVEDDET HANIM ):Çocuk ruhlu, çabuk sevinip çabuk üzülen birisi. Annesinden etkilendiği açıktır.annesi ile anlaşıp kocasını zora sokan birisidir. Sadece kendini düşünen gözü yükseklerde olan ve kendini zenginlerle kıyas eder. Kocasını aldatmıştır gözü doymamıştır.

VEHBİ EFENDİ: Yetiş yaşlarında emekli bir tabur katibi idi. Kendi yaşlarındaki karısı ile beraber eyüb sultanda eski bir evde oturuyorlardı. Mürşit efendi ile uzaktan akrabalığı vardır. Zehra’yı İstanbul’a çağıran odur.

KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

Acımak, çok yetenekli bir öretmen olan Zehra’nın trajedik hikayesini anlatan güzel bir roman. Romanın başındaki düşüncelerim ile sonundaki düşüncelerim tamamen değişti. Kitabın başında sonucunu tahmin etmek mümkün değil. Tamamen akıcı, okuması keyifli bir roman.

KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:

Reşat Nuri,romancı ( İstanbul 1889 – Londra 1956 ) binbaşı Dr. Nuri Beyin oğlu ilk öğrenimini Çanakkale’de yaptı. Çanakkale idadisinde bir buçuk yıl okuduktan sonra geçtiği İzmir Frere’ler okulunu da bitiremeden tastikname alarak ayrıldı. Sınavla girdiği İstanbul Darülfünun’u edebiyat bölümünü bitidi.kanser tedavisi için gittiği Lonra’da öldü. Mezarı Karacaahmetdedir.

Bazı romanları:Harabelerin Çiçeği,Çalıkuşu,damga,dudaktan kalbe,kan davası taş parçası,leyla ile mecnun,acımak...


Duyuru
Sitemizde güncelleme çalışmaları devam etmektedir.
Görüş ve önerilerinizi bizimle paylaşabilirsiniz !